1 Mart 2015 - 11:07
Erdoğan ve Sisi’nin Riyad ziyaretlerinin nedenleri

Türkiye ve Mısır cumhurbaşkanlarının Cumartesi ve Pazar günleri Riyad’a yapacakları ziyaretin nedenleri üzerinde duran Arap dünyasının analizistlerinden Abdulbari Atvan, Melik Selman’ın dış politika boyutunda izleyebileceği senaryoları ele aldı.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Tasnim Haber Ajansı'nın haberine göre, Abdulbari Atvan, Türkiye ve Mısır yetkililerin Arabistan gezilerine işaret ederek şu ifadelere yer verdi: Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumartesi günü ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin Pazar günü Riyad’a yapacakları ziyaretin iki anlamı vardır; Arabistan ya Türkiye-Katar eksenine mülhak olacak yada Mısırlılar'ın cephesine geçecektir ve üçüncü bir seçenek yoktur. Zira, Ortadoğu’nun askeri, siyasi ve güvenlik olarak kritik hale gelen durumu dikkate alındığında, orta yolu tutmak kabul edilebilir değildir.

Atvan, şöyle yazıyor: Güçlü bir siyasi zekaya sahip olan Erdoğan, bir tür izolasyonla karşı karşıya kaldığını hissediyor, çünkü Arap Baharı devrimlerinde kendileri gönül bağladığı müttefiklerinin çoğu özellikle Müslüman Kardeşler yenilgiye uğradılar ve Mısır’da, Tunus’ta, sınırlı olarak ta Libya’da yönetimi kaybettiler ve siyasi arenanın dışına çıktılar. Suriye rejiminin yıkılmasına ilişkin rüyaları da gerçekleşmedi .

Suudiler de zor şartlardan geçmekteler ve büyük tehlikelerle karşı karşıya gelmiş bulunuyorlar. Husiler Yemen’de güçlenmiş, Arabistan’ın tarihi müttefiki ABD İran’la yakınlaşmış ve tarihi anlaşma yapmanın eşiğine gelmiştir ki görünürde nükleer ama derinde bölgesel bir anlaşmadır. Obama yönetimi, yarım asırdan fazladır Küba’yla süren düşmanlığa son vermiştir ve aynı yolu İran konusunda izleyerek Ortadoğu’da güçlü bir müttefike belini vermekten çekinmeyecektir.

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz’in dış politikada attığı adımlar, altın tartıyla ölçülüp tartılmaktadır. Buda, yeni vefat eden Kral Abdullah’ın yolunu devam ettireceğine ilişkin daha önce var olan algının aksine, Arabistan’daki iç sorunların çözülmesinden sonra olmuştur. Kral Selman’ın iç cephede yaptığı tüm girişimler, mevcut algıların tersiydi ve aynı süreci dış politikada da başlatması uzak bir ihtimal değildir.

Atvan, yazının devamında, Suudi Arabistan Kralı’nın önündeki seçenekleri şöyle sıraladı: Birinci seçenek, İran’a karşı Türkiye-Katar koalisyonudur. Bu durumda Arabistan, Sisi’yi bu koalisyona çekmek için çalışacaktır. Türkiye-Mısır barışının gerçekleşmesi, bu koalisyonun ilk adımı olacaktır ve bu uzak bir ihtimal değildir. Bu ise, Müslüman Kardeşler'le düşmanlığın azalması ve Arabistan’ın terör listesinden çıkarılması demektir.

İkinci seçenek, Kral Abdullah’ın yolunda hareket etmektir, diğer bir deyişle, Sisi’nin mutlak surette desteklenmesi, Müslüman Kardeşler'in ve diğer aşırı İslamcı akımların her koşulda düşman sayılması, Arap Emirlikleri, Bahreyn, Halife Hafter’in Libya’sı ve El-Baci Kaid El-Sibsi’nin Tunus’u gibi ülkelerle yakınlaşmaya odaklanan ve Liberal Arap projesine dayanan stratejinin benimsenmesidir.

Üçüncü seçenek, Fehd bin Abdülaziz’in dönemine ve Irak’la savaşmadan önce izlediği politikaya geri dönmektir; yani mümkün olduğu kadar bölgesel eksenlere eklenmekten uzak durup her kesle eşit mesafede kalmak ve Araplar arasında aracı ve barıştırıcı rol almaktır ki buda, herkese karşı eşit bir yaklaşımı icap eder.

Dördüncü seçenek, Filistin meselesiyle ilgili ilkelere geri dönüp İsrail’le normal ilişkiler geliştirerek onunla güvenlik ve askeri ittifak kurmayı amaçlayan Prens Turki el-Faysal liderliğindeki Suudili kanatla mücadele etmektir. Melik Selman, Mahmut Abbas’ı Arabistan’a davet edip şahsen Riyad havaalanına giderek onu karşılamıştı. Yaser Arafat’ın döneminde bile böyle bir şey görülmemişti.

Hangi seçeneği tercih edeceğini tahmin etmek güçtür, çünkü Kral Selman henüz dış politikada tutumunu netleştirmiş değildir ve şayet halihazırda durum tespiti yapmak ve Ortadoğu’daki denklemin bütün taraflarıyla görüşüp tek tek herkesin görüşünü almakla meşguldür ta ki ondan sonra dış politikanın temel hatlarını belirlesin.

Arabistan’ın geçen otuz yıl içinde izlediği önceki dış politikası, stratejik sorunlarla doluydu. Arabistan, ABD ile birlikte Irak yönetimini zayıflatıp değiştirmeye kalkıştığında bu ülkeyi elden verdi, Filistin meselesini de İran’ın lehine kaybetti, Suriye’de bir başarı sağlayamadı ve Yemen’de bütün müttefiklerini elden verdi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çantasında neyin olduğunu, Arabistan’ın yeni Kralı’na ne arz edeceğini ve elinde ne tür bir planın olduğunu bilmiyoruz ama Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin, özellikle Mısır’ın ekonomisini desteklemek için bu ülkede düzenlenecek olan ekonomik zirvenin eşiğindeyken neyin peşinde olduğunu biliyoruz. Sisi, şu an devam eden ekonomik ve güvenlik krizlerini geride bırakmak için Kral Selman’ın Mısır’ı mali ve siyasi olarak desteklemesi bakımından Kral Abdullah’ın yeni versiyonu olmasını hedeflemektedir.

Türkiye ve Arabistan ilişkileri üç asırdan beri iyi değildir ve sürekli Mekke-i Mükerreme, İstanbul ve el-Ezher Sünni merciiliği arasında çekişme devam ede gelmiştir. Diğer bir deyişle, her iki mercii arasındaki ittifak üçüncü merciin zararına olmuştur. Zaman değişmiştir fakat bu merciiler arasındaki çekişme genel olarak ve kısmen devam etmiştir. Bu hususta, gerçek tarihi veriler ve senetler mevcuttur. Ezher mercii İstanbul ile ittifak kurduğunda, İbrahim Paşa, Arabistan’ın başkentini yıktı. Mekke merciiliği ile Ezher merciiliği Yemen’de karşı karşıya geldiklerinde ise İstanbul yüzeysel de olsa birinci merciiliği destekledi.

Geçen dört hafta boyunca, kaygı ve korku nedeniyle ya da Kral Selman’ın tutumundan haberdar olmak için Riyad’a yapılmış olan ziyaretler, rastlantı değildir. Katar Emir’i Tamim bin Al-i Sani, ondan önce Kuveyt Emir’i Sabah el-Ahmer, ondan sonra Ebu Dabi Veliahdı Şeyh Muhammed bin Zayed ve Filistin özerk teşkilatı başkanı Mahmut Abbas, Arabistan’ı ziyaret ettiler. Gelecek hafta ise Türkiye ve Mısır cumhurbaşkanları bu ülkeyi ziyaret edecekler.

Atvan, şöyle yazıyor: Arabistan’ın yeni Kralı uzun bir zamanı değerlendirmeyle geçiremez ve dış politikanın ilkelerini ve çerçevesini en kısa zamanda netleştirmesi gerekir. Özellikle Arabistan’ın barış planının İsrail’in hakaretine maruz kaldıktan sonra, Filistin meselesine özel bir önem vermesini umuyorum. Eğer Arabistan’ın mesiri ve yönü Mescid-i Aksa’ya doğru olursa bu, Arabistan’ın değişmesi demektir ve eğer yönü başka konulara doğru ise, kanlı mezhep eksenlerinin bataklığında boğulmak demektir. Yargıda bulunmak için acele etmiyoruz yoksa değil ki sihirli küremiz yoktur belki sabretme babından ve aynı zamanda kuşku ve korkma babındandır.

Ekler